Teverruk Nedir?

 Nakit bulmak amacıyla bir şahıstan vâdeli olarak alınan malı bir başka şahsa peşin satmaya “teverruk satışı” denilir.

Teverruk satışının mekruh ya da haram olduğunu söyleyenler kadar mübah olduğunu söyleyenler de vardır. Teverruğu onaylamayanlar burada sıkıntıya düşmüş bir kimseye mal satmanın söz konusu olduğunu; bunun da Resûlullah (aleyhisselâm) tarafından yasaklandığını ifade etmişlerdir. Zira borç verme gücüne sahip olan kişi karşısındakine borç vermekten imtina edip önce onu zor duruma düşürmekte; sonra da ona taksitle mal satmaktadır. Bu ise zora düşmüş kişiyi istismar etmektir demektedirler. İbnü’l-Kayyım meseleyi özetle şöyle açıklar: “Ahmed b. Hanbel’den bu meselede iki görüş nakledilmiştir. Mekruh olduğunu söylediği görüşte burada zor durumda kalmış kişiye mal satımı olduğunu ileri sürmüştür. Zira bunu sadece zor durumda kalanlar yapmaktadır. Üstadımız İbn Teymiye de fâizin haram kılınma gerekçesinin teverruk satışında mevcut olduğu düşüncesiyle bu şekilde alım satım yapmayı câiz görmemiştir. Ona göre bu satışta sadece bir malı alıp zararına satma külfeti söz konusudur. Şeriat ise küçük zararları haram kılıp daha büyüklerini mübah addetmez”43.

Teverruk satışının câiz olduğunu söyleyenler ise alım satım akidlerinin mala ulaşmak ya da malın karşılığına ulaşmak için yapıldığını; her iki amacın da dinen geçerli (meşrû) kabul edildiğini ileri sürmüşlerdir. Yani bir malı satın almak ya malı kullanmak amacıyla yapılır ya da malı satıp parasına ulaşmak amacıyla yapılır. Ticâret budur. Ayrıca insanların finansman açığı yaşamaları doğaldır ve her zaman fâizsiz borç verecek kimse bulunamamaktadır. O halde nakit sıkıntısı yaşayan bir kimsenin piyasadan taksitle aldığı bir malı yine piyasada peşin satması doğal karşılanmalıdır.

Teverruk satışı bireysel ya da kollektif fetvalara da konu olmuştur:

  • Muhammed b. Sâlih el-Useymîn insanların ihtiyacını ve karz verenlerin azlığını nazar-ı itibara alarak şu şartlarla teverruk satışının dinen mübah olduğuna hükmetmiştir:
    • Teverruk satışı yapacak kişi paraya ihtiyaç duymalıdır. Eğer muhtaç değilse bu işlem câiz olmaz.
    • Karz ya da selem gibi tamamen mübah bir yolla ihtiyaç duyduğu finansmana ulaşamamalıdır. Eğer mübah yollarla ulaşma imkanı varsa teverruk câiz olmaz.
    • Teverruk akdi içinde faize benzer şartlar olmamalıdır.
    • Kişi malı kendi uhdesine almadan satmamalıdır44.
  • Kuveyt Türk Katılım Bankası Danışma Kurulu ise âdet haline getirilmeden teverruk satışından istifade edilebileceğine karar vermiştir. Buna göre banka piyasadan bir malı peşin alıp müşteriye taksitle satacak; sonra müşteriden aldığı vekaletle onun adına malı piyasada peşin satıp bedelini müşteriye verecektir.
  • Hayreddin Karaman da teverruk satışı hakkında olumlu kanaat serdetmiş ve şöyle demiştir: “Arada bir malın gerçek manada alım ve satımı bulunduktan sonra mesele murâbaha uygulamasının bir çeşidi olur; buna da câiz dememek için sebep yoktur”.

43. İbn Kayyım el-Cevziyye, İ’lâmü’l-muvakkîn, I-IV, (thk. Muhammed Abdusselâm İbrâhim), Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1991, III, 135.

 

Ticaret


Teverruk Nedir?

 Nakit bulmak amacıyla bir şahıstan vâdeli olarak alınan…

Vekâlet Nedir? Nasıl Verilir?

 Vekâlet “Kişinin, belli bir tasarrufta, başkasını kendi yerine koymasıdır”. Meşrûiyeti konusunda en ufak bir tereddüt bulunmamaktadır.

Vekâlet yazılı olabileceği gibi sözlü de olabilir.

Açıkça vekâlet verilmedikçe vekâlet verilmiş olmaz. Ancak vekâlet vermek için “vekâlet” lafzı ve türevlerinin kullanılması zorunlu değildir. Başka lafızlarla da vekâlet verilebilir. Vekilin kendisine vekâlet verildiğinden haberinin olması şarttır. Kime vekâlet veriliyorsa onun açıkça tayin edilmesi de gerekir.

Katılım bankası çalışanları murâbaha müşterilerine yönelik olarak “Fâizsiz bankacılık ilkeleri gereği talep ettiğiniz malın önce banka adına peşin alınması ve tarafınıza taksitle satılması gerekmektedir. Bizden talep ettiğiniz mallar için banka adına sipariş vermeye, ücret ödemeye, teslim almaya vs. vekilsiniz” türünden bir ifade kullanmalıdırlar.

Vekâletin kabûlü sarih bir şekilde yapılabilir (yani “vekâletinizi kabul ettim denilebilir). Ancak bu zorunlu değildir. Kendisine vekâlet verme irade beyanı ulaşan kişi, vekâletin gereğini yerine getirirse vekâleti kabul etmiş sayılır. Vekâletin kabulü, vekâlet verme teklifinin hemen ardından yapılmak zorunda değildir. Vekâlet vermek için müvekkil ve vekilin aynı yerde bulunması şart değildir. Müvekkil ve vekil kural olarak dilediği anda vekâlete son verebilir.

Vekâlet ücretle kabul edilebilir.

Müvekkil neyi yapmaya ehilse, ancak o tasarrufu başkasına tevdi edebilir. Ayrıca kişi, ancak hukuken yetkisi olan tasarruf konusunda başkasına vekâlet verebilir. Bu itibarla katılım bankalarında müşteriye malı teslim alma vekâleti verecek olan çalışanın bu iş için yetkilendirilmiş olması gerekir. Yani kurum adına böylesi vekâletleri verebileceği ifade edilmelidir.

Vekilin, vekâlete uygun yaptığı tasarruflar müvekkili bağlar. Vekil, müvekkil tarafından başkasına vekâlet vermeye de yetkili kılınmışsa başkasına vekâlet verebilir.

Mal alımı için verilen umûmi vekâlette alınacak malların sınırlanmaması akde zarar vermez. Malların nevinin, sıfatının ve semeninin (parasının) belirlenmesi şart değildir. Ancak katılım bankaları umûmi vekalet vereceklerse bunu kime verdiklerine dikkat etmelidirler. Her kuruluşa umûmi vekalet vermek uygun değildir.

Vekâletten her iki tarafta dönme hakkına sahiptir.

Vekil, müvekkilin koştuğu bütün şartlara riâyet etmek zorundadır.

Vekâlet zaman ve mekan ile de sınırlandırılabilir.

Vekil bir kişi olabileceği gibi birden fazla da olabilir.

Vekil, vekâlet konusu işi yaparken yaptığı masrafları müvekkilden alır.

Müvekkil, kendisi adına alım yapması için vekâlet vermişse, malın alımı için gerekli parayı vekile vekâlet sırasında vermek zorunda değildir. Vekil kendi parasıyla malı alıp sonra müvekkilden parasını tahsil edebilir.

Vekil, vekâlet konusu işi yaparken zarara uğramışsa müvekkil bu zararı tazmin etmelidir. Tazmin için zararın kesin olması, vekilin kusurunun bulunmaması ve vekâletin ifası yüzünden zarar edilmiş olması şarttır.

Müvekkil, vekili dilediği zaman azledebilir. Ancak vekâlete başkasının hakkı taalluk etmişse hak sahibinin rızası olmadan azil gerçekleşemez.

 

Ticaret


Teverruk Nedir?

 Nakit bulmak amacıyla bir şahıstan vâdeli olarak alınan…

Vekâletle Mal Alım Satımı Olur Mu?

 İslâm hukûkunda vekâlet meşrûdur. Mal alım satımları da vekâletle yapılabilir. Katılım bankaları da murâbaha yaparken üçüncü taraflar ya da doğrudan müşterilerine vekâlet verebilirler. Neticede müşterilerine satacakları malın incelenmesi, satın alınması, teslim alınması ve hatta kendilerine vekâleten bizzat müşterinin kendisine satılması konusunda vekâlet verebilirler. Bunun bir amacı müşterinin zaten malla ilgileniyor olması ve mal ile ilgili en ince detaylara kadar onun bilgisinin bulunmasıdır. Ayrıca günümüz ticâret ve bankacılığında müşterinin maliyetini mümkün olduğunca aşağı çekmek zorunludur. Aksi halde müşteri diğer alternatifleri kullanır.

 

Ticaret


Teverruk Nedir?

 Nakit bulmak amacıyla bir şahıstan vâdeli olarak alınan…

Yetkisiz Temsil Nedir? Katılım Bankaları Uygulayabilir Mi?

 Yetkisiz temsil, bir şahsın hiçbir kanûnî ya da irâdî yetkisi olmaksızın başka birinin hukûkî alanına müdahale etmesidir. Yetkisiz temsilin hukûkî sonuç doğurup doğurmadığı konusunda ihtilaf vardır. Rivâyete göre Hz. Peygamber (aleyhisselâm) bir dinar vererek kendisi için kurbanlık koyun almasına vekil tayin ettiği sahâbînin, kendisinden aldığı bir dinarla iki koyun alıp sonra bunlardan birini yine bir dinara satmasını onaylamıştır42. Yetkisiz temsilcinin tasarrufu sözlü olmalıdır. Şöyle ki hiçbir temsil yetkisi olmaksızın bir başkasının malını satan şahıs bu malı müşteriye teslim etmişse malı gasbetmiş sayılır. Yetkisiz temsilcinin tasarrufu, temsil edilen şahsın leh ya da aleyhinde sonuç doğurmaz. Ama temsil edilen şahıs tasarrufu kabul ederse yetkisiz temsilcinin tasarrufu sonuç doğurur. Yani sonuç temsil edilenin iznine bağlıdır. Yetkinin aşımı da yetkisiz temsil anlamına gelir. Örneğin vekil, vekâlet şartlarına uymadan bir tasarrufta bulunursa müvekkil bu tasarrufu isterse kabul eder isterse reddeder.


42. İbn Mâce el-Kazvînî, Sünen, II, 803.

 

Ticaret


Teverruk Nedir?

 Nakit bulmak amacıyla bir şahıstan vâdeli olarak alınan…

Yatırım Vekaleti Nedir?

 Tasarruf sahipleri her zaman en uygun yatırım araçlarını tercih edip bunlardan istifade edebilecek kabiliyette olmayabilmektedir. Bu yüzden pek çok aracı kuruluşlar ortaya çıkmış ve yatırımcılara hizmet sunar olmuştur. Yatırım vekâleti de böylesi bir işlemdir. Bu işlemde tasarruf sahibi katılım bankasına elindeki meblağı işletmesi için vekâlet verir. Katılım bankası bu vekâlet karşılığında bir ücret alabilir. Zira burada ücretli vekâlet söz konusudur ki bir nevi kira (hizmet akdi) sözleşmesi yapılmış olmaktadır. Katılım bankası kâr ve zarara ortak değildir. Kâr ve zarar tamamen yatırımcının olur. Ancak katılım bankasının kasıt, kusur ya da şarta muhâlefeti varsa bundan kaynaklanan zararı tazminle mükelleftir. Katılım bankası ile yatırımcı, kârın belli bir yüzdesinin tasarruf sahibine, geri kalan kısmının ise bankaya ait olması üzerine de anlaşabilir. Örneğin yatırımcıya verilecek % 10 kârın üstünde ne kadar kâr edilmişse bu kısım yatırım vekilinin olabilir.

 

Ticaret


Teverruk Nedir?

 Nakit bulmak amacıyla bir şahıstan vâdeli olarak alınan…

Teverruk İşlemi Hangi Hallerde Yapılabilir?

 Katılım bankaları aslında ortaklık yoluyla topladıkları fonu yine ortalık sistemiyle işletip yatırımcılarına kâr sağlayacak idiler. Ancak zaman içerisinde ahlâkî, hukûkî ve ticârî haklı gerekçelerle katılım bankaları ortaklık yapamaz oldular. Bütün dikkatlerini murâbahaya yönlendirdiler. Murâbaha işlemi ise müşterilerinin yalnızca mal taleplerine cevap vermeye uygun bir ticâret yöntemidir. Halbuki katılım bankalarının yalnızca mal alım satımlarında değil zaman zaman doğrudan nakit problemi yaşadıklarında da müşterilerinin yanında olabilmeleri önem arzetmektedir. İslâm hukûku fâizi yasaklamıştır ancak şirketlerin ve bireylerin nakit sıkıntısı duyduklarında nakde ulaşmak için “gerçek” ticârî işlemler yapmalarını yasaklamamıştır.

Katılım bankasının müşterisine vâdeli bedelle sattığı mal, söz konusu müşteri tarafından başkalarına peşin satılabilir. Örneğin bankadan murâbaha ile alınan bir araç peşin bedelle üçüncü taraflara satılabilir. Bu durumda banka müşterisi nakde ulaşmış olur ki bu işleme teverruk denilir. Bunun gayr-ı meşrû olduğu söylenemez. Bununla birlikte katılım bankaları aracılığıyla emtia borsalarından mal alıp satarak yapılan teverruk satışının normal bir alım satım olduğu da iddia edilemez. Yani nakit ihtiyacı duyan bir firmaya katılım bankasının emtia borsasından çelik, bakır, platin veya demir alarak vâdeli satması ve daha sonra firmaya vekâleten söz konusu emtiayı yine borsada nakit satarak müşterisini paraya ulaştırması normal bir alım satım işlemi değildir. Fakat normal olmamak dinen gayr-ı meşrû sayılmayı gerektirmez. Sadece alışılmış olmadığı anlamına gelir. Bu sebeple katılım bankalarının bu işlemi yapabilmeleri için nakit ihtiyacının neden kaynaklandığı ve nakit bulunmazsa firmanın ya da bireyin yaşayacağı sıkıntının boyutu gözönünde tutulmaktadır. Burada zarûretler mahzurlu şeyleri mübah kılar kaidesi ile “kolaylaştırınız zorlaştırmayınız” ilkesi nazar-ı itibara alınmaktadır. Ayrıca muâmelâtta kolaylaştırıcı yorum esastır.

Şahısların ve firmaların yaşadıkları nakit problemleri çeşitli gerekçelere dayanmakta ve nakit sıkıntısı aşılmadığı takdirde sonucu da farklı olabilmektedir. Örneğin şahısların bireysel arzuları ya da kurumların hayati olmayan sebeplerle oluşan nakit problemlerini teverruk yoluyla aşmaya çalışmak ihtiyaç halleri için uygun görülebilecek bir akdi istismar etmek anlamına gelir. Ancak eğer nakit sıkıntısı gerçek bir sebebe dayanıyorsa hatta firmalar için hayâtî ehemmiyet taşıyorsa teverruk yapmak da bir beis olmasa gerektir. Hatta böylesi hallerde teverruk yapmak kanaatimizce daha evlâdır. Zira aksi halde nakit sıkıntısını aşmanın yegane yolu fâizle borçlanmak olmaktadır. Şahıs ya da firmaların fâize girmek yerine meşrû gerçek alım satımlarla nakde ulaşmaları İslâm hukûku bakımından anlayışla karşılanmalıdır.

 

Ticaret


Teverruk Nedir?

 Nakit bulmak amacıyla bir şahıstan vâdeli olarak alınan…

Taksitli Satış Ve Vâde Farkı Câiz Midir?

Fıtratla Örtüşen Arz-Talep Kanunu – Vadeli Satışın Fiyata Etkisi ve İslam Ekonomisinin Gerçek Bir Serbest Piyasa Ekonomisi Olduğu.
03

Vâde farkı mal bedelinin, hizmet karşılığı alınacak ücretin veya kiranın peşin ile vâdeli olması durumunda ortaya çıkan farktır. Bu farkın dinen meşrû olup olmadığı ve fâizden farkı sürekli tartışılan bir husustur. Bu konuya (vâde farkı alınmasının meşrûiyetine) ışık tutacak Kur’ân ve Sünnet’te “doğrudan” bir delil bulunmamaktadır. Ancak fâiz, doğrudan paranın ya da mislî/standart bulunabilen bir malın borç verilip, fazladan para veya fazla mal ya da menfaat talep etmektir. Örneğin bir kimseye 1000 lira borç verip bir ay vâde sonunda 1200 lira istemek, 100 kilo buğday verip bir ay sonra 120 kilo buğday istemek ve 1000 lira borç verip borçludan borç dışında bir de hizmet etmesini istemek fâiz sayılır. Vâde farkı ise bir malın para ya da farklı bir mal karşılığı vâdeli satımında ortaya çıkmaktadır. Mesela peşin bedeli 10 lira olan bir kalemi bir ay vâdeli 12 liraya satmak vade farkıyla satım yapmak anlamına gelmektedir. Dolayısıyla faiz ile vâde farkı arasında temelden fark bulunmaktadır. Ayrıca alım satım (ticâret), Kur’ân’da kayıtsız/mutlak olarak mübah kılınmıştır. Âyet-i kerîmede açıkça şöyle buyrulmaktadır: “Allah alışverişi helal fâizi haram kılmıştır”17. Bu da vâdeli alım satımın câiz olduğunu göstermektedir. Yine para vâdeli mal peşin (normal vâdeli satış) alım satımın tam tersi olan para peşin mal vâdeli (selem satışı) alım satıma da izin verilmiştir18. Rivâyete göre Hz. Peygamber (aleyhisselâm) de bir Yahûdîden veresiye buğday alıp zırhını ona rehin bırakmıştır19. Bütün bunlar vâdeli mal satışlarının mübah olduğuna işâret etmektedir. Yine İslâm hukûkunun temel kâidelerinden biri de şudur: “Eşyâda aslolan ibâhadır”. Yani yasaklanmamış herşey mübahtır. Dolayısıyla vâde farkının mübah olduğunu gösteren bir delile değil, haram olduğunu gösteren bir delile ihtiyaç vardır. Bu olmadıkça vâdeli alım satımın ve vâde farkının câizliğine hükmetmek gerekir.

Vadeli Fiyatı Etkileyen Temel Dinamikler

04

İslâm hukukçularının konu hakkındaki değerlendirmeleri ise şöyledir:

Rivâyete göre Abdullah b. Abbâs (ö. 68/688) (radıyallâhuanhümâ) şöyle demiştir: “Bir mal için peşin şu fiyata vâdeli şu fiyata demekte beis yoktur. Ancak alıcı ile satıcı akdi bunlardan birine göre tamamlamadan ayrılmamalıdır”20.

Medîneli büyük tâbiî Saîd b. el-Müseyyeb’den (ö. 96/714) aktarıldığına göre selefleri “Bu giysiyi bir ay vâdeyle ona, iki ay vâdeyle yirmiye satarım deyip bunlardan birine karar vererek akdi tamamlamayı meşrû görmüşlerdir”21.

İbn Şihâb ez-Zührî (ö. 124/741) ve Katâde b. Diâme’nin (ö. 117/735) de neticede iki fiyattan birine karar verilirse peşin ve vâdeli iki bedel teklifini câiz gördükleri nakledilmiştir22.

İmam Tirmizî (ö. 279/892) “Hz. Peygamber bir satış içinde iki satış yapmaktan nehyetti” hadisini naklettikten sonra şöyle demiştir: “Âlimler bu hadise dayanarak hüküm vermişlerdir. Âlimlerden bir kısmı bu hadisi şöyle açıklamışlardır: Bir satışta iki satış yapmak “bu giysiyi peşin ona, vâdeli yirmiye satıyorum” deyip bu bedellerden birine karar vermemekle olur. Eğer bunlardan birine karar verip alışverişi tamamlarlarsa o zaman bir beis olmaz”23.

Büyük Hanefî âlimi Serahsî (ö. 483/1090) vâde farkının câizliği hakkında şöyle der: “Eğer akdi vâdeli şuna, peşin şuna ya da bir ay vâdeyle şuna, iki ay vâdeyle şuna şeklinde yaparlarsa akid fâsit olur. Çünkü alışverişi belirli bir semen mukâbili yapmamış olurlar. Ayrıca Hz. Peygamber bir satışta iki şartı nehyetmiştir. Bir satışta iki şartın açıklaması işte budur. Hz. Peygamber’in bunu mutlak olarak nehyetmesi böyle yapılan akidlerin şer’an fesâdını gerektirmektedir. Ancak bu hüküm alıcı ile satıcının bu hal üzere ayrılmalarıyla mukayyeddir. Eğer akdi bitirir ve belirlenmiş bir semen üzerinde akdi kesinleştirirlerse o zaman akid câiz olur. Çünkü bu durumda akdin sıhhat şartlarını tamamladıktan sonra alışverişi bitirmiş olurlar”24.

Çağdaş İslâm hukukçularından Hayreddin Karaman da şöyle der: “Vâde farkı fâiz değildir. Peşin yüze satılan bir malı, mesela alt ay vâde ile yüz elliye sattığınız zaman bu “elli” fazlalık fâiz değil, vâde farkıdır. Vâdeli alım satımda mal satılıp para alındığı için bu meşrû olan bir bey’ akdi olur. Yüze aldığınız malı peşin mesela yüz elliye sattığınızda buradaki fazlalık nasıl fâiz değil kâr ise, aynı malı vâdeli yüz seksene sattığınızda da bu seksen fâiz değil, vâde sebebiyle yapılmış daha fazla kârdır”25.

Hülasa İslâm hukûkçuları vâde farkını fâiz saymamışlardır.


17. el-Bakara, 2/275. Bu âyette “peşin alım satımlar mübah, vâdeliler değildir” gibi bir kayıt konulmamıştır. Nisâ Sûresi’nin 29. âyetinde ise “Ey imân edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin! Karşılıklı rıza ile yapılan ticâret başka…” buyurulmaktadır. Bu âyette de ticârete kayıt konmamaktadır.
18. el-Bakara, 2/283. âyetine “müdâyene âyeti” ismi verilir ve bu âyette borçlanma durumunda yapılacaklardan bahsedilir. Bu âyet özellikle selem yoluyla borçlanmalar için nâzil olmuştur. Ancak yine de diğer borçlanmalar için de geçerlidir. Hülasa fâiz yoluyla borçlanmak haram kılındı diye vâdeli her türlü işlem haram kılındı zannedilmemelidir. Bk. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, Eser Neşriyat, 1979, II, 979.
19. Buhârî, Sahîh, II, 738, 767, 887; İbn Mâce, Sünen, II, 815.
20. İbn Ebî Şeybe, Musannef, IV, 307.
21. Abdurrezzâk b. Hemmâm, el-Musannef, I-XI, (thk. Habîburrahmân el-A’zamî), Beyrut: el- Mektebü’l-İslâmî, 1403, VIII, 136.
22. Abdurrezzâk b. Hemmâm, Musannef, VIII, 137.

 

Ticaret


Teverruk Nedir?

 Nakit bulmak amacıyla bir şahıstan vâdeli olarak alınan…

Peşinat Ve Kapora Arasında Fark Var Mıdır?

İslâm hukukçularının bir kısmına göre akit yapıldığını gösterip göstermeme bakımından peşinat ile kapora arasında fark yoktur. Yani onların nazarında ister peşinat ister kapora ödenmiş olsun malın mülkiyeti müşteriye geçmiş sayılmaktadır. Bu durumda katılım bankaları murâbaha yapamazlar. Bu İslâm hukukçularına göre kapora gerçekleşmiş bir akdin müşteri tarafından feshedilmemesi halinde satış bedelinden düşülen buna mukâbil müşterinin yapılmış akdi bozması halinde satıcıya bırakılan meblağdır. İslâm hukukçuları geçmişte kaporalı satışın ve kaporanın satıcıda kalmasının meşrûiyetini tartışmışlardır. Müspet kanaat serdedenler olduğu gibi menfî görüşte olanlar da vardır.35 

Kanaatimizce günümüz uygulamalarını dikkate aldığımızda konuyu şöyle değerlendirmek daha doğrudur: Kapora akit tamamlanmadığında satıcıya bırakılacak kadar az olan ödemedir. Kaporalı satış câizdir. Buna mâni sahih hiçbir delil yoktur. Kapora alım vaadinde bulunan müşteri için satıcının malını satmamasının karşılığıdır ve satıcının hakkıdır. Ayrıca kapora gerçekleşmiş bir akit sebebiyle ödenmemekte bilakis müşterinin akit yapabilmek için opsiyon alması karşılığında verilmektedir. Yani müşteri kendisine verilen süre içerisinde akdi yaparsa kapora malın bedelinden düşülür; yapmazsa kapora satıcının olur. Bu durumda satılan malın mülkiyeti hala satıcıda kaldığından katılım bankaları kaporası ödenmiş varlık için murâbaha yapabilirler.

Günümüzde kapora ile peşinat ödemelerinde teâmülün farklı olması bu iki ödemenin ayrı değerlendirilmesini gerektirmektedir:

  • Peşinat ödemeleri yapıldığında malın müşteriye teslimi çoğunlukla yapılmaktadır. Örneğin 40.000 TL değerindeki bir araba için 20.000 TL ödenirse satıcıdan arabayı alma hakkı doğar. Müşteri geri kalan 20.000 TL’yi borçlanmıştır. Malın telef olması halinde müşterinin malı yok olmuş sayılmaktadır. Müşteri kalan borcu ödemekle mükelleftir. Peşinat ödendiği halde mal hala satıcıda bırakılıyor ise emânet hükümlerine tâbidir. Ya malın bedeli ödeninceye kadar satıcı hapis hakkını kullanmış sayılır ya da borç karşılığı rehindir.
  • * Kaporası ödenen mallar çoğunlukla müşteriye teslim edilmez. Örneğin 40.000 TL değerindeki bir araç için 250 TL kapora verildiğinde satıcı aracı müşteriye teslim etmez. Bu durumda iken telef olan mallar satıcıya ait iken telef olmuş sayılır. Müşteri kaporasını geri alır.

35. Muvaffakuddin b. Kudâme, el-Muğnî, I-X, Mektebetü’l-Kâhire, 1968, IV, 175.

 

Ticaret


Teverruk Nedir?

 Nakit bulmak amacıyla bir şahıstan vâdeli olarak alınan…

Selem Nedir?

 Rivâyete göre Peygamber Efendimiz (aleyhisselâm) Medîne’ye geldiğinde insanların vâdesi belirli olmayan akitler yaptıklarını görünce şöyle buyurmuştur: “Kim selem akdi yaparsa; belirli ölçüde, belirli tartıda ve belirli zamana kadar yapsın”26. Böylece miktar, nitelik ve vâdesi belli olacak şekilde mal borcu üzerine selem yapılabilir olmuştur.

Nakit ihtiyacı duyan bir firmanın ya da şahsın henüz üretmediği standart bir malı (hububat, bakliyat, un, kağıt, demir, çimento vs.) ileri bir vâdede teslim etmek üzere peşin bedelle satmasına selem denilir. Örneğin nakit sıkıntısı yaşayan bir çiftçi hasat zamanı eline geçecek çayı hasat zamanı gelmeden evvel fabrikaya satarak sıkıntısını aşabilir. Aynı şekilde bir fabrikatör üretmediği mislî malları (örneğin yumurta) önceden peşin bedelle satarak nakit sıkıntısını aşabilir.

İslâm hukukçuları selem bedelinin peşin olmasını şart koşarlar. Onların vâdeli malı vâdeli bedelle alıp satmayı ittifakla câiz görmedikleri kaydedilmiştir27. Onların bu konudaki dayanakları Resûlullah’ın (aleyhisselâm) vâdeli malı vâdeli bedelle satmayı yasakladığı bilgisidir. Halbuki bu bilgi zayıf bir rivâyete dayanmaktadır. Mesela Ahmed b. Hanbel’in “Bu konuda sahih hadis yoktur; ancak borcun borç karşılığı satımının câiz olmadığında icmâ bulunmaktadır”28 dediği nakledilmiştir. Merğinânî de “Alıcı ile satıcı ayrılmadan önce semen teslim alınmamışsa selem sahih olmaz. Çünkü semen nakid cinsinden ise bu durumda borcun borç karşılığı satımı gerçekleşir. Hz. Peygamber veresiyenin veresiye karşılığı satımını yasaklamıştır” demiştir29.

Kanaatimizce selem bedelinin de peşin olması şartı için yeterli ve ikna edici bir delil bulunmamaktadır. Dolayısıyla bizce selem bedeli de selem malı gibi vâdeli olabilir. Hatta bugün ticâretin önemli bir kısmı vâdeli çek karşılığı satın alınan vâdeli mallar üzerine yürümektedir. Böylece hem alıcı hangi vâdede ne alacağını bilmekte hem de satıcı hangi vâdede ne satacağını bilmektedir. Bu da güven içinde ticâretlerini sürdürmelerini sağlamaktadır.

Ancak bu işlem (vâdeli mal vâdeli bedel) spekülasyon amaçlı yapılmamalıdır. Eğer spekülasyon amaçlı olarak bedellerin vâdeli olduğu akitler yapılırsa bu işlem câiz olmaz. Bugün yapılan forward, future ve opsiyon işlemleri büyük oranda spekülasyon amaçlıdır. Taraflar mal alıp satma niyeti olmaksızın ileri vâdede fiyat tespiti yoluyla para kazanmaya çalışmaktadırlar. Ancak kur riski sebebiyle normal ticâretleri zarar gören ithalatçı, ihracatçı ve tüccarların forward işlemlerine müsâmahakâr bakılmalıdır.

Selem sözleşmelerinde olmayan birşeyin satılması söz konusudur. Bu da selem hakkında kuşkuya yol açabilmektedir. Halbuki satılan malın niteliği, miktarı ve teslim vâdesi belirlenmiştir. Satıcı vâde dolduğunda söz konusu mala sahip değilse piyasadan aynı nitelikte malı bulup teslim etmek zorundadır. Bu işlem taksitli satımın tersidir. Yani nasıl mal peşin para vâdeli satış meşrû ise para peşin mal vâdeli satış da meşrûdur.


26. Buhârî, Sahîh, III, 85; Müslim, Sahîh, III, 1226.
27. Muhammed Eşref el-Azîmâbâdî, Avnu’l-Ma’bûd şerhu Süneni Ebî Dâvûd, I-XIV, Beyrut:
Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1415, IX, 148.
28. Muhammed b. Abdilbâkî ez-Zurkânî, Şerhu’z-Zurkânî alâ Muvatta, I-IV, (thk. Tâhâ Abdurraûf
Sa’d), Kâhire: Mektebetü’s-Sekâfeti’d-Dîniyye, 2003, III, 462.
29. Burhânüddîn el-Merğinânî, el-Hidâye fî şerhi Bidâyeti’l-mübtedî, I-IV, (thk. Talâl Yûsuf),
Beyrut: Dâr İhyâi’t-Turâsi’l-Arabî, II, 82.

 

Ticaret


Teverruk Nedir?

 Nakit bulmak amacıyla bir şahıstan vâdeli olarak alınan…

Ortaklıkta Kâr Ve Zarar Paylaşımı Nasıl Olmalıdır?

 Ortaklıkta kâr paylaşımı anlaşmaya bağlıdır. Buna göre taraflar sermayeye katılım oranlarına göre değil yaptıkları akde göre kâr paylaşımı yaparlar. Emek sermaye ortaklığında parasal zarar ise sermayedâra ait olur. İşletmeci ortak emeği karşılığında bir şey alamamış olur. Eğer işletmeci ortağın kasıt, kusur ya da şarta muhâlefeti söz konusu ise o oranda zarara katlanır. Örneğin sermaye verilirken işletme yalnızca tekstil alanıyla sınırlandırılmış ise ve işletmeci ortak buna uymayıp başka alanlara yatırım yapmışsa zarar halinde sermayeyi tazminle yükümlü olur. Sermaye ortaklığında ise taraflar sermayeye katılım oranları kadarıyla zarara iştirak ederler.

09
Bu bakımdan ortaklardan herhangi birine net kâr taahhüdü söz konusu olamaz. Ancak devletin kısmen özelleştirme yaptığı müesseselerde ya da ortak gerçekleştirilecek projelerde teşvik amaçlı kâr alt sınırı belirlemesi dinen uygun görülebilir. Zira devletler özel sektör şirketlerinden ayrı değerlendirilir. Devletin vergi koyma, kâr üst sınırı belirleme ve kanun koyma gibi hakları olduğu gibi teşvik etme işlevi de vardır. Örneğin yatırım yapılması riskli bir bölgeye ortak yatırım yapıldığı takdirde ortağın belli bir dönem için asgarî şu oranda kâr alacağı garanti edilebilir.

 

Ticaret


Teverruk Nedir?

 Nakit bulmak amacıyla bir şahıstan vâdeli olarak alınan…